Doğumun Belirtileri

| Sağlık kategorisinde bulunuyor. | 21-12-2011 tarihinde yazıldı.

Doğum nasıl gerçekleşir?

Ailelerin çocuk sahibi olmaya karar verdiği ilk andan itibaren yaşanan heyecanlar doğum günü yaklaştıkça artmaya başlar ve doğumun ilk işaretleri ile birlikte doruğa ulaşır.

Her şey sona erdikten sonra anne ve babanın dünyadaki en önemli eserleri olan bebek kucağa alındığında ise yaşanan bütün sıkıntılar, çekilen bütün ağrılar yerini tarifi imkansız bir huzur ve mutluluğa bırakır.

İnsanda gebelik 280 gün sürmektedir ancak tüm gebeliklerin sadece % 5 kadarı beklenen günde sona erer. Gebe kadınların büyük bir kısmı ise beklenen doğum tarihinden yaklaşık 1 hafta kadar önce doğum eylemine girer. Anne adayının sancı olarak algıladığı düzenli rahim kasılmalarının ortaya çıkması ile başlayan süreye de “Eylem” veya “Travay” adı verilir.

doğumun belirtileri, doğum belirtileri, doğum resimleri, hamilelik belirtileri

Normal doğum; 40. gebelik haftasını doldurmuş olan bir fetusun rahim dışına zarlar ve plasentası ile birlikte atılmasını ifade eder.

İnsanda gebelik 280 gün sürmektedir ancak tüm gebeliklerin sadece % 5 kadarı beklenen günde sona erer. Gebe kadınların büyük bir kısmı ise beklenen doğum tarihinden yaklaşık 1 hafta kadar önce doğum eylemine girer.
Anne adayının sancı olarak algıladığı düzenli rahim kasılmalarının ortaya çıkması ile başlayan süreye de “Eylem” veya “Travay” adı verilir.

Bir gebeliğin normal yoldan sonlanabilmesi üç ana faktöre bağlıdır. Bunlar; rahme bağlı, bebeğe bağlı ve annenin kemik çatısına bağlı faktörler olarak sınıflandırılabilir. Bu üç faktör;

  • Güçler (rahim kasılmaları)
  • Yol (kemik yapı)
  • Yolcudur (bebek).

Doğumun olabilmesi için rahim açılabilmesi için düzenli aralıklarla kasılmalıdır ve bu kasılmaların karşısında rahim ağzının açılmasına engel bir durum olmamalıdır. Aşağıdaki resimlerde 40 haftasını tamamlamış bir gebelikte bebeğin rahim içindeki duruşu izlenmektedir.

Rahim açıldıktan sonra devam eden kasılmalar bebeği rahim dışına itecektir. Bu itmenin sağlanması için bebek uygun pozisyonda olmalı ve yine önünde bir engel bulunmamalıdır.

Normal doğumun gerçekleşebilmesi için son olarak, bebeğin geçeceği yol ile yolcu (bebek) arasında bir uyumsuzluk söz konusu olmamalıdır.  Bebeğin  normalden iri veya yolun normalden dar olması doğumun olağan gidişatını engelleyecektir.

Genelde doğumun yaklaştığının ilk belirtileri düzensiz kasılmalar ve halk arasında “nişan gelmesi” olarak anılan durumdur. Rahim ağzı tüm gebelik boyunca sümüksü bir tıkaçla kapalıdır. Bu tıkaç bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğum eyleminin başlamasından hemen önce rahim ağzında hafif bir açılma olur ve bu tıkaç kanlı bir akıntı şeklinde vücut dışına atılır.

Yine doğumun erken belirtilerinden biri de düzensiz rahim kasılmalarıdır. Kişi bu kasılmaları ağrı olarak algılar. Yalancı doğum sancıları (“Braxton Hicks kasılmaları”) adı verilen bu kasılmalar dinlenmekle geçer ve genellikle şiddeti zamanla artmaz.

Suyun gelmesi doğumun bir diğer belirtisidir. Genelde zarlar açıldıktan sonra 24 saat içinde eylem kendiliğinden başlar. Bazen doğum eylemini suni sancı ile desteklemek gerekebilir.

Yalancı doğum sancıları düzensiz aralıklarla gidip gelen, süresi kısa (15-20 saniye) olan ve hafif ağrılar iken gerçek doğum sancıları ise daha düzenli aralıklarla gidip gelen, şiddeti gittikçe artan ve araları kısalan, 45-60 saniye kadar süren, rahimde açılma ve silinmeye neden olan ağrılardır. Özetlemek gerekirse;

Gerçek doğum sancıları:

  • Kasılmalar düzenli olarak tekrarlar ve kasılma araları sıklaşarak 2-4 dakikada bire düşer.
  • Kasılmaların şiddeti gittikçe artar 45-60 saniye sürer.
  • Rahim ağzında yumuşama ve açılmaya sebep olur.

Yalancı doğum sancıları:

  • Kasılmalar düzensiz aralıklarla olur, araları uzundur ve düzenli tekrarlama olmaz.
  • Kasılmaların şiddeti aynı kalır, gelip geçici ağrılardır.
  • Kasılmalar çoğu kez dinlenmekle geçer ve rahim ağzında açılmaya neden olmaz.

Doğum bazen sancılar hiç başlamadan amnion zarının yırtılması sonucunda amnion suyunun gelmesiyle de başlayabilir.

Amnion sıvısı rahim içindeki bebeğin beslenmesi yanında bebeği dış travmalardan ve enfeksiyonlardan koruyan önemli bir içeriktir. Amnion zarının yırtılması sonucu suyun gelmesi ile hem bebek hem de anne adayı enfeksiyonlara maruz kalabilecektir.

Genellikle suların gelmesinden sonra ilk 12 saat içinde sancılar kendiliğinden başlar. Bu süreç uzamasına rağmen doğum eylemi başlamıyorsa, bebek ve annede enfeksiyon riski arttığından dolayı doğumun suni olarak indüksiyon (serumla suni sancı) ile başlatılması uygun olacaktır.

Doğumun üç temel evresi vardır:

  • I. Evre; rahim ağzında açılmaya neden olacak güçteki kasılmaların başlamasıyla rahim ağzının tam açılmasına (10 cm) kadar geçen süreçtir.
  • Bu evrede servikal açıklığın artması ile birlikte bebeğin başı da içeride bazı manevraları yaparak aşağıya inmektedir (Aşağıdaki resim).
  • II. Evre; tam açık olan rahim ağzından durumundan bebeğin tamamen doğmasına kadar geçen süreci ifade eder.
  • III. Evre; bebeğin tamamen doğması ile plasenta ve eklerinin bütünü ile atılmasına kadar geçen süreçtir. Bu evre sonucunda doğum sonuçlanmış olur.

Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte doğumda plasentanın çıkmasından hemen sonra annede titreme nöbeti görülür. Bu ciddi bir durum değildir ve bir süre sonra kendiliğinden geçer.

Doğum hangi mekanizmayla gerçekleşir?
Doğumu başlatan faktörlerin ne olduğu, anne vücudunun bebeğin olgulaştığını anlamasını ve sancıları başlatarak doğumu gerçekleştiren etkenlerin hangileri olduğu günümüzde hala daha tam olarak anlaşılmış değildir. Bu konuda çok çeşitli teoriler olmasına rağmen doğum olayı hala daha gizemini korumaktadır.

Doğumu başlatan mekanizmanın ne olduğu tam olarak bilinmese de rahim kasılmalarının hangi mekanizma ve hormonlardan etkilendiği kısmen bilinmektedir.

Rahim kasılmaları beynin hipofiz bezinden salgılanan “oksitosin” isimli hormon tarafından sağlanır. Ayrıca yine vücutta “prostaglandin” adı verilen bazı maddelerin konsantrasyonundaki değişimler kasılmaları tetikleyebilir. Bu mekanizmaların bilinmesi bize rahim kasılmalarını başlatma ya da durdurma şansı tanır.

Doğum için ne zaman hastaneye başvurmak gereklidir?

Doğuma yukarıda ifade edildiği gibi ağrılar sıklaşıp şiddeti arttığı zaman gidilmelidir. Gerçek doğum sancıları başladığı zaman gebe bunu diğerlerinden farklı olduğunu algılayabilir.

Ağrıların başlamasıyla sümük gibi bir akıntının olması (“nişan”) adeta doğumun habercisidir.

Bazen ise hiç doğum sancıları başlamadan amniyon suyu gelebilir. Suyun gelmesi hafif hafif ama sürekli şekilde olabileceği gibi birden bacakları ıslatır tarzda da olabilir. Bu durumda da acil olarak doktorunuzu arayınız.

Kanama gebelik süresince riskli bir durumdur. Her türlü kanama dikkatlice değerlendirilmelidir.  Az veya çok kanamanın olması doğumun habercisi olmakla beraber gebelikle ilgili bir problemi de ifade edebilir.

Bebeğin hareketlerinde azalma hissedilmesi durumunda da hastaneye başvurulmalıdır. Bu da bebeğin sıkıntıya girdiğinin işareti olabilir. Bu durumda genellikle NST çekilerek ve ultrason değerlendirmesi yapılarak karar verilir.

Büyük olasılıkla tüm gebeliğiniz boyunca etrafınızdaki pekçok kadın size kendi doğum öyküsünü anlatacak, bazısı çok zorlandığını bazıları da çok rahat bir doğum yaptığını söyleyecektir. Bu hikayelerin ortak yanı hiçbirinin diğerinin aynısı olmamasıdır. Gerçekten de doğum eylemi özel bir durumdur. Farklıkadınlarda değişik şekillerde olduğu gibi aynı kadının farklı doğumları da birbirinden çok değişik olabilir.

Doğum eyleminin farklı olmasına karşın yaklaşan doğumun belirtileri genelde benzerdir. Her kadında tüm belirtiler olmayabilir ancak varlığı doğumun irkaç gün ile birkaç hafta arasında gerçekleşebileceğini gösterir.

Hafifleme: Bebeğin aşağı inmesi

Gebeliğinizin son dönemlerine nefes almada zorlanmaya başlamanız normaldir. Bebeğinizin artık diyafram kasını iyice yukarı doğru itmesi ve göğüs boşluğunun azaltması bunun temel nedenidir. Doğum yaklaşırken bebeğin kafası doğum kanalına doğru iner. Bu sayede göğüs boşluğu ve diyaframınız üzerindeki baskı azalır. Artık daha rahat soluk alıp verebildiğinizi ve sanki hafiflediğinizi hissedebilirsiniz. Öte yandan bebeğin başının aşağıya inmesi mesaneniz üzerindeki baskının artmasına neden olur. Bunun sonucunda da tıpkı gebeliğinizin erken dönemlerinde olduğu gibi sık sık idrara çıkma gereksinimi duyarsınız.

Bebek aşağıya indiğinde dışarıdan bakanlar karın yapınızın değiştiğini söyleyebilirler. Ya da nadiren ne siz ne de dışarıdan bakanlar böyle bir değişimin farkında olmayabilirler.

Nişan gelmesi

Gebelik sırasında rahim ağzı sümüğümsü bir yapı ile doludur. Mukus tıkaç adı verilen bu birikmiş salgılar bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğumun yaklaşması ile birlikte rahim ağzı gevşemeye başlar ve bu tıkaç düşer. Halk arasında bu durum nişan gelmesi olarak adlandırılır ve doğumun artık çok uzak olmadığı gösteren işaretlerden birisidir.

Suyun gelmesi

Her 10 hamile kadından birisinde amniyon kesesi beklenmedik bir zamanda yırtılır ve amniyon sıvısı dışarı boşalır. Suyun gelmesi olarak adlandırılan bu durum da doğumun yaklaştığını gösterir. 36. haftadan sonra suyun gelmesini takiben genelde 24 saat içinde eylem kendiliğinden başlar. Suyunuz geldiğinde zaman kaybetmeden doktorunuzu arayın. Amniyon kesesi açıldıktan sonra bebeğinizi enfeksiyonlara karşı koruyacak hiçbir bariyer kalmadığından asla vajina içerisine tampon gibi maddeler yerleştirmeyin ve cinsel ilişkide bulunmayın.

Aşırı enerjik olma

Tüm hamileliğiniz süresince kendinizi çok bitkin ve yorgun hissedebilir ve fırsat bulduğunuz her an ufak bir şekerleme yapmak gereksinimi duyabilirsiniz. Bu hamilelikte çok nadir krşılşılmayan bir durumdur. Ancak bir sabah uyandığınızda kendinizi bir anda çok enerjik hissedersedip temizlikten alışverişe pekçok işi yapak için koşuşturur vaziyette bulursanız şaşırmayın. Pekçok kadın doğumdan kısa bir süre önce bu şekilde hissetmektedir.

Şart olmamakla birlikte aşağıdaki belirtiler de doğumun yaklaştığını düşündürür.

  • Vajinal akıntıda artış. Akıntının rengi büyük olasılıkla pembe ya da kahverengidir.
  • Hafif karın krampları ile bereber rahimde çok şiddetli olmayan sertleşmeler ve gevşemeler.
  • Hafif kilo kaybı
  • Bel ve sırtta gelip giden künt bir ağrı
  • Kramplar ile birlikte sık görülen barsak hareketleri
  • Pelvik ve rektal (makat) alanda dolgunluk hissi
  • Muayenede rahim ağzında yumuşama ve incelme

Tüm bu bulguların görülmesinin şart olmadığını, kadından kadına değişebileceğini unutmayın.

Hepatit B Aşısının Yapılacağı Yaş Grupları

| Hepatit kategorisinde bulunuyor. | 10-12-2011 tarihinde yazıldı.

Ondokuz yaşını doldurmuş ve yaşı 19 yaşın yukarısı olup aşağıdaki listelenmiş kriterlere sahip kişilere Hepatit B aşısı yapılmalıdır.Ayrıca son 6 ayda birden fazla kişiyle cinsel ilişkide bulunmuş olan insanlar ve yakın zamanda cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olanlar ya da cinsel yolla bulaşan hastalık tedavisi görenlere de Hepatit B aşısı yapılmalıdır.

  • Kronik HBV enfeksiyonu olan bir kişinin cinsel ilişkide bulunduğu kişi veya aynı evde yaşayanlar.
  • Damar içi madde kullananlar.
  • Uzun süreli bakım verilen bir kurumda kalanlar.
  • Pıhtılaşma faktörleri verilenler.
  • Hemodiyaliz hastaları ya da erken böbrek yetmezliği olan (diyalize aday) hastalar.
  • İşyerinde kan ya da benzeri sıvılarla temas yoluyla enfeksiyon riski altında olanlar (örn. sağlık çalışanları, tıp ve hemşirelik öğrencileri).
  • Altı aydan daha uzun süreyle hepatit B’nin yüksek derecede endemik olduğu bir ülkeye seyahat etmeyi ya da orada yaşamayı planlayan ve yerli nüfusla yakın teması olacak olanlar.Ayrıca, kısa süreli geziye çıkacak olmakla birlikte, kanla temas etmesi olası kişiler (örn. tıbbi bir kurumda) veya orta ya da yüksek derece endemik bir bölgede yaşamış kişilerle cinsel ilişkiye girenler.
  • Gelişme geriliği olanlara yönelik bir kurumda hasta ya da çalışan olarak bulunanlar.
  • Erkeklerle cinsel ilişkiye giren erkekler.

Histeri Nedir ?

| Anasayfa kategorisinde bulunuyor. | 03-12-2011 tarihinde yazıldı.

Çatışma ve bastırmadan doğan psiko-nevrotik bir rahatsızlık olan histeri, bir tür nevrozdur. Histerikler (histeri hastalığına tutulmuş olanlar) sık sık durumlarından şikayet ederler ve fiziksel bir hastalığın semptomlarını sergilerler. Uygulamada, herhangi bir fiziksel rahatsızlığın semptomları histerilerde taklit edilebilir. Her ne kadar bu hastalıkların semptomları gerçekten hastada ortaya çıkarsa da, bu semptomların herhangi bir fiziksel nedeni yoktur.

histeri, histeri nedir, histeri belirtileri, histeri tedavisi

Psikiyatristlere göre bu semptomların kaygıyı azaltıcı bir işlevi vardır ve hastanın kaygısı fiziksel bir semptoma dönüştürülerek ortadan kaldırılır. Histerilerin semptomları bazan fiziksel değil, ruhsal da olabilir ve bu, hafıza kaybı, ya da daha ender olarak çoğul kişilik şeklinde ortaya çıkabilir.Hipokrat’ın yazılarında hastalığa tatmin olmayan kadının rahminin, bedenin değişik yerlerinde dolaşmasının neden olduğu ve rahmin bulunduğu bölgeye göre belirtiler ortaya çıktığı kaydedilmektedir. Histeri, ancak 19.yüzyılın ikinci yansında modern bir yaklaşımla ele alınabilmiştir. Fransız hekim Charcot, histerinin yalnızca kadınlarda değil, erkeklerde, hatta çocuklarda da olabileceğini; semptomların örseleyici bir yaşantıdan sonra ortaya çıktığını, örseleyici yaşantıların hipnozla anlaşılabileceğini söylemiştir. Onun öğrencilerinden Janet ve başka araştırmacılar ise histeriklerin telkine müsait yapılarına dikkat çekmişlerdir. Histerinin popüler bir hastalık olmasının nedeni, özellikle Batılı olmayan kültürlerde çok görülmesinin yanısıra Freud’un psikanalitik teorisinin, histeri üzerine İncelemeler temelinde kurulmuş olmasıdır. Kendi döneminde uygulanan hipnoz yöntemiyle bu hastaları tedaviye çalışan Freud, hipnozun hastalığı geçici olarak düzeltilip iyileştirmediğini, çünkü hastalığa temelinde bilinç-dışı çatışmalar bulunduğunu belirtmiştir. Ona göre hastalar, bilinç-dışı çatışmalarını belirtiler şeklinde sembolleştirerek sıkıntıdan kurtulmakta, fakat böyle bir mekanizmayı bilerek kurmamaktadırlar.

Bugün histeri için “bedensel bir neden olmadan hareket ve/veya duyu organlarının işlevlerinde kaybolma, azalma ya da çoğalma olması; yine sinir sisteminde bir bozukluk olmadan bilinçte bir yarılma ve başkalaşma görülmesi” şeklindeki tanım kabul edilmektedir. Bu tanımıyla histeride, örneğin inmeler, uyuşmalar, körlük ve sağırlıklar, konuşamamalar, bayılma ve kasılmalar olabilir. Uzun süreli unutmalara, birçok kişiliği birden taşıma durumlarına, çılgınlık nöbetlerine rastlanabilir. Ancak bütün bu belirtilerin, yapılan muayene ve incelemelerde organik bir nedeni tespit edilemez. Yine bu belirtileri (semptomları) gösteren kişilerin en belirgin özellikleri, çoğu kere belirtilerinden dolayı huzursuzluktan ziyade, adeta belirtilerden hoşlanan güzel bir kayıtsızlık içinde olmalarıdır. Günümüzde histerinin açıklanmasında en çok Freud’un psikanalitik teorisi kullanılmaktadır. Ancak klasik psikanalizle tedavi eski önemini kaybetmiştir. Aynca, özellikle halk arasında Freud’un yaklaşımlarının yanlış anlaşılması ve bu rahatsızlığı olan insanlara ‘isterik’ gözüyle bakılması nedeniyle kavramın terkedilmesi lehinde bir eğilim vardır. Psikolojik rahatsızlıkların ve nevrozların yeni sınıflamalarında histeri adı pek geçmemektedir.

Histeri Tıbbi sorumluluk reddi : Bu maddede yazılanlar hekim uyarısı ya da önerisi değildir.Histeri veya isteri psişik ve motor bozukluklar, özellikle duygusal reaksiyonlarda taşkınlık, ani sinirlenme, hareket bozuklukları, geçici kişilik değişimi ve günlük hafıza kaybı, çeşitli sistemlere ait psikosomatik şikayetlerle belirgin psikonevroz bozukluk. Denetim dışına çıkıp kişinin işlevselliğini aksattığında; aşırı hayal gücü veya korkuları ifade eden nevrotik zihinsel bir hastalığı tanımlar. Histeri, hastalarda ani sinirsel nevrotik bir hastalık olarak bilinir. Histerik hasta, kendindeki ruh sağlığının bozukluğundan habersizdir.Çeşitli duyu bozuklukları, çırpınmalar, kimi zaman da inmelerle kendini gösteren nevroz tipinde akıl hastalığı olup sıklıkla 30 yaş altındaki bireylerde görülür. Genellikle bilinçaltında kalmış zihinsel bir nedenin çok çeşitli fiziksel ya da psikopatik bozukluklara yol açtığı isteride, ya geçici ve çok şiddetli krizler ya da sürekli davranış bozuklukları görülür. Fransız hekimi Charcot’nun tanımladığı “büyük kriz” dışında, bedensel belirtileri şunlardar: Felçler, ağrıya duyarsızlık, titreme, nefes darlığı, kasılma, görme, konuşma ve işitme bozuklukları, spazm hatta sinirsel gebelikler. Daha seyrek olmak üzere rastlanan psikopatik bozuklukların en önemlileri bellek yitimleri (amnezi), konuşma bozuklukları, uyurgezerlik ya da taşkınlıklardır. Büyük değişmeler gösteren, çok güçlü bir duygusal bağımlılık, teşhirciliğe ve mitomaniye (hastalık derecesinde yalan söyleme eğilimi) açık bir eğilimle kendini belli eden histerik bir kişilikten söz edilebilir.Histeri ayrıca, doğrudan psikanalizin de kökeninde yeralır, Freud, Charcot’nun görüşlerine dönmüş ve isteriyi, hastanın bilinçaltına ittiği, çoğunlukla cinsel kökenli, daha derin bir bozukluğu bedenine yansıttığı sürece çok kolay tanınabilen bir nevroz olarak betimlemiştir. Freud, dönüşme (hasta ruhsal yıkımını bedensel bozukluklara dönüştürür) ve korku (fobi) histerisi olarak iki büyük isteri biçimi ayırt etmiştir.

Tarihte histeri ilk defa yunanlılar tarafından “hysterikos” ismi ile anıldığı bilinmektedir. Bir hastalık olarak ilk defa Hipokrat tarafından teşhis edilmiş ve yine ismi de Hipokrat tarafından verilmiştir. Hipokrat bu hastalığı ilk olarak kadınlarda bulgulayıp, hastalığın kadın rahmi olan uterusun yarattığı bir buhran olarak açıklamıştır. Yine aynı bağlamda kadının seksüel doyumsuzluğunun da aynı biçimde histeriye yol açtığını düşünmüştür. Yine Hipokrat hastalığın tedavisinde kadında orgazma yol açmak amacı ile genital bölgeye tazikli su püskürtme yöntemini kullanmıştır.Toplumsal Histeri kişisel bir hastalık olmanın dışında bazı toplumlarda da panik benzeri korkular ve buna dayalı davranışlar şeklinde gözlenmiş ve teşhis edilmiştir. Herhangi bir biyolojik, fizyolojik sorun olmadığı halde görülen bedensel yakınmalar şeklindeki psikolojik kaynaklı bozukluktur.Freud de Viyana Üniversitesi’ndeki eğitiminde histeri vakalarına özel bir ilgi duymuştur.